28 Şubat 2012 Salı

Günün Ojesi : Alix Avien #193

Alix avien'in ojelerini, tek başına, top coatsız dahi ışıl ışıl yüzeyli oldukları için çok seviyorum..

Bu da yine çok canlı, güzel bir koyu pembe..





Sevgiler..

:*

23 Şubat 2012 Perşembe

Günün Ojeleri : Pastel #85 ve #73

Bu iki renk son iki gözdem :)







Çok çok doğal ve çok zarif görünümleri var tırnakta.. Kalıcılıkları da fena değil, iyi sayılır..

#73 :





#85 :





Sizce nasıllar?

Sevgiler..

:*

22 Şubat 2012 Çarşamba

Pastel #129

Pastelin bu açık mora çalan pembemsi lila ojesini çok seviyorum!





Çok zarif bir renk.. Birçok kıyafet ile uyum sağlıyor ve yerinde ışıltısıyla çok da doğal görünüyor..



Rengini hemen belli etmeyen ojelerden.. Bu görüntüyü elde etmek için çift kat sürmek gerekiyor.. Daha yoğun renk elde etmek için 3. katı da sürebilirsiniz ama bana bu kadarı yeterli geldi :) Işıltıları sim denemeyecek miniklikle.. Sürüldükten sonra tırnakta pürüzsüz duruyor..

Siz sevdiniz mi? :)

Sevgiler..

:*

6 Şubat 2012 Pazartesi

Pastel Mavi Oje #72

Çıkar çıkmaz aldığım fakat ancak sürebildiğim renklerden biri.. Aslında evde sanırım 10'a yakın mavi tonları var fakat cesaretsizim yeni renkler denemeye sanırım :)



İki kat sürünce bu rengi veriyor.. Kuruma süresi normal, kalıcılık (bende hepsinde oldugu gibi) normal.. 2. gün uçlardan soyulmalar başladı..



Aslında feci hastayım, hiçbişi yazasım yok ama çok da boşlamamak gerek dedim :) Grip değil, bikaç gün önce buzda kayıp düştüm ve her yerim dayak yemiş gibi ağrıyor hala :( Şükür ki bi tarafımı kırmadım :/ Bi de üstüne bu sabahtan beri bir karın ağrısı ve mide bulantısı başladı.. Hasta olmayı hiç sevmiyorum :(

Herkese acil şifalar!..

Sevgiler..

:*

24 Ocak 2012 Salı

Baltık Ülkeleri Part 4 : Finlandiya

Baltık gezimin son durağı Finlandiya oldu.. Aslında burası bir Baltık Ülkesi değil.. Fakat daha yakın olsalar da İskandinav ülkesi olarak da görülmüyot..



Bu postta fazla fotoğraf gösteremeyeceğim için üzgünüm.. Zira hem bir gece öncesinden zaten fena şifayı kapmış, midemi üşütmüşken, bir de üzerine zorlu deniz yolculuğu eklenince yeşil suratla pek gülümseyemedim objektiflere :p Hem de ülkeyi beğendiğim söylenemez açıkçası :/

Önce yine genel bilgi :

1917'de bağımsızlığını ilan eden ülkenin nüfusu yaklaşık 5,2 milyon.. Finlandiya'da Fince ve İsveççe konuşulmakta.. Para birimi euro ve oldukça da pahalı bir ülke.. Sağlık sistemleri berbat! Sakın ama sakın hasta olmaya kalkmayın, ne doktora görünebilirsiniz ne de doktorsuz ilaç alabilirsiniz :(

Genel anlamda deniz seviyesine yakın bir ülke, en yüksek noktası 1328 m.. Ülkede 200.000 civarı göl ve 98.000'in üzerinde ada bulunmakta!!



Adalar arasında ulaşım kişiye özel tekneler veya feribotlarla sağlanıyor..

Gelelim benim Estonya'dan Finlandiya'ya geçiş macerama :)

Estonya'da şifayı kapınca bütün gece sabaha kadar çıkarmak suretiyle uykusuz kaldım.. Vücudum susuz ve halsiz kaldı, tansiyonum yerlerde.. Neyse diyorum, feribotta uyurum nasılsa sallana sallana.. Kendime gelirim karşıya, Finlandiya'ya geçene kadar.. Bindik.. 2 saat sürecek olan yolculugun ilk yarım saati normaldi.. Fakat sonra öyle bir fırtına çıktı ki dalgalar en üste kadar ulaştı resmen :S



Tüm yolcular panik içinde tabii, her dilden "Titanic olcaaazz" nidaları duyuluyo falan :) Tabi benim tüm dinlenerek kendime gelme hayallerim suya düştü.. Zaten min seviyeye zorla düşürdüğümüz mide bulantım tekrar max'a ulaştı ve ben sarsıntıdan yalpalaya yalpalaya lavaboya zor yetiştim :( Bir kuyruk bir kuyruk aman tanrımmm! Artık hatunlar boş kabin bulmayı bıraktı 3er 5er giriyorlar falan.. Ne kadar kaldım hatırlamıyorum ama bir süre sonra sarsıntılara alışınca sanırım daha iyi hissettim ve tekrar oturduğum yere döndüm.. Döndüm ama bu kez oturmaya halim kalmamıştı, direk yattım.. Cama vuran dalgaları izlerken de uyuyakalmışım :)



Abi güruhu bu fotoğrafımla sürekli dalga geçtiler : yeşil dev Hulk'ın yavrusu yeşil surat cicibebe falan diyerek :) Yeşil olmasa da sapsarıydı resmen.. Hatta beyaz.. Evet evet..

Neyse efenim, bu kısa yolculukta çektiğim çile nedeniyle Cruise gezi hevesim de bir anda uçuverdi ve şimdi beni hiçbi güç açık denizlere gönderemez buna eminim :p

İndiğimiz zaman ilk işim, klasik, yeri öpmek oldu tabiiki :)) Abartı diye düşünürdüm hep bu hareketi ama değilmiş azizim! Yusuf yusuf diye bişi varmış hakikaten!



O mideyle, o halde, o tansiyonla, Helsinki'ye varır varmaz, otele yerleşmeden başladık çevreyi gezmeye! Neymiş efendim, gençler bu katedralde evlenebilmek için yıllarca sıra bekliyormuş! Neymiş efendim içerde bi düğün varmış, ben de şirin şirin bakarak yaklaşınca canayakın bulmuş -ki Finliler genel anlamda soğuk ve içe kapanık insanlardır- ve bana da gelin şekerinden vermişler! Yerim katedralinizi diyerek oturdum merdivene şekerimi yemeye başladım :)) Ve tabiiki objektiflere poz vermeyi de ihmal etmedim :p

Bu bitti, haydiiii ordan büyük katedrale..



Neymiş efendim, birinin bi tanıdığı bu katedralde evlenebilmek için tam 3 sene beklemiş! Hayır o süre zarfında ayrılırsa çiftler ne olacak onu sormadım bakın! Yeni ilişkisi için hazırda alınmış bir düğün günü oluyor baksanıza, gelin adayı için biçilmiş kaftan bir eş! :p Neymiş efendim kapalıymış!! Akşamüstü gelecekmişiz!..

Bu meydanda bir şişe su bulabilmek için dört döndüğüm büfemsi şeylerden sonra, hadi bi de şuna sorayım diyerek gittiğim mobil dondurmacının Türk çıkmasına ne dersiniz? Tişörtümde yazan İstanbul yazısını görünce direk Türkçe konuştu ve biraz muhabbetten sonra 2€ olan suları 1€ dan verdi :D

Otele yerleştikten sonra ki ben tahmin ettiğiniz üzre yerleşmeden direk yatağa attım kendimi ve arkadaşlara siz nereye giderseniz gidin ben yatıyorum diyerek inzivaya çekildim.. Ama işte şeytan.. Dürtüyo.. Gelmişsin buralara kadar, kalk, miden bulandığı yerde çıkar, sonra gezmeye devam et.. Dedim ve kalktım, doktor amcam, doktor teyzem, kızları gözde ve vekil amcam&eşi ile birlikte tarihi Suomenlinna Adası'na gittim..



Fotoğrafta yüzüm gizlenmiş olsa da pasaklılık ve bitkinlik aktığı görülebiliyor bence :p

Suomenlinna Fince adı, Sveaborg İsveççe adı.. 8 adadan oluşan Suomenlinna Fin tarihi boyunca savunma amaçlı askeri kale olarak kullanılmış.. 1991 yılında Unesco dünya mirası listesine kaydedilen ada gerçekten görülmeye değer güzellikte.. Yemyeşil, masalsı, huzurlu.. Zaten bana su olsun, çimen olsun, yayılıp suyu izleyerek stres atayım.. Yarım saatte şeker gibi bi insan olurum valla :)



Bu 8 ada birbirine, üzerinde durmuş olduğum köprülerle bağlanıyor.. Ve girişinden itibaren kalenin, topların olduğu bölgeye kadar yürüyerek gezilebiliyor.. Ada ayrıca gülle üretimiyle de meşhurmuş bu arada..



E 4 değil 14 tarafımız su olunca etrafta tekneler, yelkenliler, yatlar görmek kaçınılmaz.. Hayat onlara güzel valla! :p



O kadar gezdim de Baltık Denizi'ne ayak basmadım dedirtir miyim hiç? Tabiiki yaptımmm ve bunu pembe ojelerimle kanıtlamaktan da geri kalmadım!

Ada dönüşü biraz caddelere bakındık ve oldukça renkli görüntülere şahit olduk!



Ne için toplandıklarını anlayamadığımız, güzelliklerini kıskandığımız için de soramayıp, uzaktan zoomla izlediğimiz çizgili Finnish hatunlar...



Kostüm partisine gittiklerini düşündüğümüz, yani öyle umduğumuz bir grup genç..



Çok ama çok çirkin bir yaratık!

Muhtemelen bir festival falan vardı etrafta bi yerde ama iz sürecek gücüm olmadığı için pek ilgilenmedim :p

Otele gelip biraz dinlendikten ve bedava (daha doğrusu 2-3€ vererek aldığınız 12 saatlik şifre ile giriliyor) internetin tadını çıkardıktan sonra kendime geldim.. Akşam acıkan karnımızı doyurmak üzere abilerin bir kısmı ile gittiğimiz dönerciyi öneriyorum! Evet evet yanlış duymadınız, dönerci :) Tren garının karşısında bi yerde.. Evet, yediklerimiz güzeldi belki, ya da onca berbat yemekten sonra bana güzel geldi bilemiyorum ama henüz düzelmiş olan midem bunu kaldıramadı ve yine kötüleşti.. Hayır dedim cicibebe! Yatmak yasak! Tuttum 2 abiyi kolundan, dooooğru adını sıkça duyduğumuz The Tiger'a..



Burası kendi çapında güzel bir eğlence mekanı idi.. Tepede kafasını sağa sola döndüren devasa demir yığını kaplan kafasına uzun süre bakınca psikopat hisleri içine girdiğim doğrudur, fakat önümdeki direkte sürekli değişen hatunlara çevirince kafamı kendime geldim! Topukları yok! Ve bacakları boyum kadar!!! Toparlanmam zaman alsa da kısa sürede adapte olup kaynaştım ve geceyi bu kez dayak yemeden (bkz : Estonya yazısı) atlattım :)

Gece bittiğinde ben de bittim ve ertesi günü uyuyarak, biraz da yine etrafı dolanarak geçirdim..

Etraf ile ilgili söyleyeceklerim bu kadar.. Ek bilgiler olarak, saunaya çok meraklı bir ülke, hatta bazı iş toplantılarının saunada gerçekleştirildiğini bile duydum! Ve her yıl saunada en uzun süre kalabilme yarışları yapılıyor :S Amaç ne sormadım ama bence soğuk bir ülke olmasından dolayı insanlar sıcakla oynamayı seviyor.. Öyle ki 2 milyon civarı sauna bulunuyormuş ülkede!

Dünyanın en büyük gemileri, o akla hayale sığmayan lüks kocaman gemilerin çoğu bu ülkede yapılıyor!

Pazar günleri çoğu market-dükkan 12:00-18:00 arası açık oluyor..

Etrafta sarhoş çok fazla.. Halbuki alkol de pahalı ve halk genelde feribotlarla Estonya'ya geçerek alkol ve tütün ürünlerini karton karton koli koli almakta.. Yine de gece gündüz demeden etraf sarhoş dolu.. Ama zararsızlar, benden para isteyen bir tanesine "valla bende de yok" diye verdiğim Türkçe cevaba burda olsa sağlam bi küfür yerdim ama anlamadığı halde küçük bi tebessümle geri çekildi zavallım :) Bu arada bi saatten sonra sokaklara küçük tuvalet yapmak serbest hale gelip, sabahları sokaklar caddeler tazyikli suyla yıkanmakta.. Garip insanlar vesselam :p

Haa bu arada, tam anlamıyla bir su ülkesine gitmişken kesinlikle balık yemeden dönmeyin! Tabii iyi bir yemek için ülkemize göre iyi de bir para ödemeniz gerekiyor ama her gün de Finlandiya'ya gitmiyoruz ki azizim :p



Imm..

Valla çok düşündüm ama anlatacak başka bi şey bulamadım :) O kadar sevmedim bu ülkeyi..


Son olarak,

Gezimi keyifli hale getirdiği için teşekkür ederim :




Siz de gitmeyi düşünürseniz, kaliteli hizmet ile iletişim için buradan buyrun lütfen :)

Sevgiler..
:*

23 Ocak 2012 Pazartesi

Oriflame Beauty Colourfull Lipstick : Vibrant Rose


Kendim kozmetikle ilgili bir şey almak istediğim zaman ilk önce bloglardaki kullanıcı yorumlarına bakarım ve çoğunluğa uygun yönde kararımı veririm genelde.. Eğer bir ürün bikaç kişi tarafından "gerekçeli" şekilde beğenilmemişse pek sıcak bakmam.. Oriflame ürünleri ile ilgili çok detaylı bilgi bulamıyorum maalesef.. Forumlarda vardır belki ama inanın bi iki bilgi bulayım diye sayfalarca hatun muhabbeti okumaya pek katlanamıyorum :p O nedenle elime herhangi bir oriflame ürünü geçtiği zaman, blogda paylaşmaya çalışıyorum..

Sadece ve sadece deneme amaçlı alınan, Oriflame'in dolgunlaştırıcı serisinden olan bu ruj saçma sapan bi pembe..



Belki de kokusundan dolayı sevmedim kendisini hiç! Dolgunlaştırıcı diye sanırım, öyle kötü bir kokusu var ki, sanırsınız karabiber doldurmuşlar içine ama! Bi de o bilindik ruj kokusuyla karışınca sürdüğüm anda dudaklarımdan iğreniyorum yeminle!



Dolgunlaştırması mı? Valla zaten yok kıvamında olan dudaklarım hala olduğu gibi duruyor.. Karıncalanma neyin de yapmadı bende..

Rengi fotoğraftakinden biraz daha pembeye yakın..

Bi daha alır mıyım?

Bunun bile biteceği şüpheli..

Sevgiler..

:*

20 Ocak 2012 Cuma

Sinir Bozucu Toplar!


Daha önce hiç top top ürün kullanmayan biri olarak ilk deneyimimi bu minicik farla yaşamak belki de bir hataydı!

Ürün Oriflame Giordani Gold serisinden.. İndirim ürünüydü, Gri far seçeneğim de az diye alayım hadi dediğim bir ürün.. Demez olaydım :(

Allahımmm! Ne denediysem fırçaya renk vermiyor!! Normalde en kalitesiz farı bile Mac Fix + la sürdüğüm vakit iyi sonuçlar aldım ama bunda yok! Olmuyor!

Bu işin bir tekniği var da ben mi bilmiyorum kuzum?

Bilen biri bilgilendirirse sevinirim :(

Sevgiler..

:*

19 Ocak 2012 Perşembe

Pastel Magic Touch Cream Cover Stick and Highlighter

Normalde vazgeçilmezim bu yazımda anlattığım Lancome Effacernestir.. Fakat her ne kadar beğeniyo olsam da, günlük kullanım için ağır buluyorum onu yoğun yapıda olduğu için..

Uzuuuuuun zamandır hafif ama kapama etkisi fazla olan bir kapatıcı arayışı içindeyim ve hala daha aradığımı bulabilmiş değilim..



Bu Pastel'i de highlighterını bi arkadaşımda beğenip aldım fakat zaten böyle katı kıvamları sevmezdim, bunu hiç sevmedim.. Leke leke kalıyomuş gibi geldi bana.. Göz altında o kadar değil de, ben mesela hafif minik kızarıklık varsa oraya da sürerim kapatıcıyı (fondoten kullanmıyorum) öyle durumlarda pudrayı sürdükten sonra o kısım leke gibi kaldı hep..



Ve sıcakta muhafaza olmadığı sürece de hep semsertti, sürümü zorladı..



Ama highlighterını seviyorum.. Gördüğünüz gibi kapatıcı kısmı azalmış olsa da highlighterı daha uzuuun zaman kullanabilirim..



Çok doğal, hafif bir ışıltısı var.. Abartmadığınız sürece yaldır yaldır durmuyorsunuz..

Highlighter kısmını beğendim, kapatıcı kısmını beğenmedim.. Tabii bunlar benim kişisel fikrim ama yarı yarıya olduğum için ne öneriyorum ne önermiyorum.. Kendiniz deneyin karar verin en iyisi :p

Sevgiler..

:*

18 Ocak 2012 Çarşamba

Hadi Bardaklaşalım :)


Madam Dö Gonç değişik bir etkinlik başlatmış!

Bir bardak alıyoruz ve içini hediyelerle dolduruyoruz.. 1 ay sonunda da çekilişle belirlenecek arkadaşımıza yolluyoruz bu bardağı :) Eşleşmelerle herkes bu hediyelerden nasibini alacak tabiiki :)

Ben çok eğlenceli buldum ve katılıyorum, siz de katılmak isterseniz Buradan Alalım :)

Sevgiler...

:*

Flormar Long Wearing Lipstickler

Son zamanlarda kalitesini çok çok artıran Flormar ürünlerini severek kullanıyorum.. Pudra, fondöten, bikaç allık gibi direk ten ürünlerinde yenilikçi olmadığım için alıştığım markalarımı değiştirmiyorum ama ruj, far, kalem gibi ürünlerini beğenerek kullanıyorum..



Bu rujlar da Long wearing serisinden.. Bu serideki rujları başta sevmemiştim, sürümleri sert gelmişti ama sonradan, yaz gelince anladım ki ruj soğuktan öyle oluyormuş!

Sürümleri güzel, kalıcılığı tatmin edici derecede.. Renkleri de kalıcı rujlara oranla daha parlak, çok hafif glos sürmüş gibi duruyor dudakta.. Yoğun yapıda, tam rengi veriyor dudaklara..



Gariptir ki renkleri hemen hemen dogru yansıtmışım fotoğraflarda :p L07 çok tatlı ve doğal bir pembe, L16 mükemmel bir nude, L24 ise dikkat çekici bir narçiçeği..

Beğeniyorum, severek kullanıyorum, özellikle nude ruj arayanlara L16'yı şiddetle tavsiye ediyorum!

Bittikçe alırım, diğer renklerini de alırım, sevdiklerime de aldırırım :)

Sevgiler..

:*
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...