7 Aralık 2011 Çarşamba

Baltık Ülkeleri Part 2 : Letonya!

Eveeeet, geldik 2. ülkemiz ve benim de büyük aşkım olan Letonya'yaaa :) Letonya'yı özellikle de başkent Riga'yı bi başka severim.. Günübirlik gitsem dönüşte yine de gözlerim dolar, o kadar yani :)



1201 yılında kurulan ve 90ların başında bağımsızlığına kavuşan Letonya yaklaşık 2,5 milyon nüfusa sahip.. Ülkede Letonca konuşuluyor ve tıpkı Litvanya gibi Letonya da AB üyesi olmasına rağmen kendi para bitimi olan lats'ı kullanıyor.. Bu, neredeyse poundla yarışacak değerde bir para!! 1 lat neredeyse 3 TL ye denk!! Yani Litvanya'daki gibi har vurup harman savurulmuyor burada ne yazık ki! (laf aramızda yine de ben indirimlerden çok güzel parçalar kaptım burdan kih kih :p ) Başlıca geçim kaynakları kerestecilik imiş..

Halk çok sıcakkanlı.. İnsanlar ya zengin ya da Hermes kemerler çantalar bedava dağıtılıyor!! Her genç kızımızın şortuna iliştirilmiş bir H gördüm nerdeyse!!!

Letonya'nın başkenti olan Riga da diğer Baltık şehirleri gibi eski ve yeni kısımlardan oluşuyor.. Old Town tek kelime ile büyüleyici! Şehrin merkezi sayılıyor.. Yapıların tamamı aslına uygun olarak korunmuş veya inşaa edilmiş.. Restorant ve eğlence mekanları Old Town'da olduğu için şehrin turistik bölümü burası.. 1,5-2 günde tamamı gezilebilecek, şirin, çok temiz ve kültür seviyesi yüksek insanların oluşturduğu bir yer.. Öyle ki okur yazar oranı %99 küsür!!!

Çevrede görülmeye değer bir Sigulda var, bir de Jurmala.. Bu iki yer ile ilgili fotoğraflarımı ne yazık ki pc ye aktarmak mümkün olamadan silindi :/ Sigulda, Litvanya'da anlattığım Trakai tarzı bir kalenin bulunduğu, doğasıyla büyüleyen bir ulusal park.. Jurmala ise, sahil kasabası.. Şirin ama denizi girilesi değil :)

Gelelim yine benim penceremden çevreye :)


Öncelikle Riga'nın tarihi merkezinin 1997 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine eklendiğini belirtmek istiyorum..



Sokaklar yine arnavut kaldırımı.. Ve gariptir ki geceleri türeyen bir karış iğne topuklu hanım kızlar bir kez tökezlemeden tıngır mıngır yürüyor bu yollarda! Gel de kem gözle bakma!!! :p Burası Old Town'da bir sokak, binalar misler gibi.. Ve pahalı.. Fakat durum diğer yerler için aynı değil ne yazık ki, paspal denebilecek evler çoğunlukta..



Bu, özgürlük meydanlarındaki özgürlük anıtları.. Bi kadın ellerini havaya kaldırmış, avuçlarında 3 tane yıldız tutuyor.. Bu 3 yıldız Letonya'nın 3 bölümünü simgeliyormuş yapıldığı dönemlerde ama günümüzdeki ülke 4 bölümden oluşmakta..



Muhteşem Opera Binalarının hemen karşısından başlayan bu park, şehir boyunca ilerleyen nehirin çevresini süslüyor.. Her taraf yemyeşil ve huzurlu..


Annelerin hep genç olduğu (ya da genç göründüğü!) ülkede, parkların her köşesinde böyle seyredilesi tablolar ve beyaz beyaz bebekler görülüyor :)



Litvanya'da aç kalınca burda temkinli davrandım ve bizi ve yemek kültürümüzü iyi tanıyan, More Travel Riga yetkilimiz olan sevgili Svetlana'nın önerisiyle, hemen hemen her yerde bulunan Lido'ları seçtim yemek için.. Bu fotoğrafta görünen şehrin en büyük Lido'su olmasının yanında Avrupa'nın da en büyük ahşap yapısı olma ünvanına sahip!! Çeşitler diğer Lidolarla hemen hemen aynı ama bunda daha rahat ve bol çeşit var gibi.. Her çeşidin porsiyon fiyatı önünde yazıyor.. İstediğiniz yiyecekten (aşçıların verdiği porsiyonlular hariç, salata, meyve, sebze vb) istediğiniz kadar alıyorsunuz tabağınıza.. Fiyatlar son derece uygun..



Eğer giderseniz, Ananaslı tavuklarını denemelisiniz!! Tabağın solundaki :) Sağdaki bildiğiniz patates püresi :) Harika bir lezzet!


Araç fiyatları Türkiye'dekinin neredeyse yarısı.. Vergiler düşük ve herkesin altında çok iyi bir araç var!..


Ama benzin için aynı şeyi söyleyemicem ne yazık ki.. Bizdeki kadar olmasa da yine de pahalı benzin..



Riga sokaklarında gezerken birden İstiklal Marşı duyarsanız şaşırmayın!!! Tüyleriniz ürperebilir, onda serbestsiniz tabii :) Zira benim öyle oldu :) Binlerce km uzakta, Türkçe konuştuğunuzu duyunca çalmaya başlayan milli marşınız.. Çok duygulandırıyor insanı :) Öğrenmişler işte.. Artık bahşiş için mi bilemiyorum :p videomun sonu çok saçma olmasaydı onu da ekleyecektim :))

Ben neler yaptım tarihi mekanları gezmek dışında :



tabiiki -makus talihim- boş durmadım orda da çalıştım :/ (More Travel 'ın bir şubesi de orada..)



Dostlarım için Riga'nın geleneksel içkisi olan Balsam depoladım.. Öyle ki valizim limiti aşabilir korkusu ile ayakkabılarım için ayrı bir el bagajı yaptım.. Riga Black Balsam adlı bu özel içecek, 40 küsür çeşit bitki içeriyor, zehir gibi acı tadına rağmen seviliyor ve grip neyin olunca şifa niyetine de içiliyor :) Ama kahveye katınca da pek bi güzel çakırkeyf yapıyor :p



Bir akşam evde kalıp çalışmayı tercih ettiysem de abimin "Riga kızlarını gece görmezsen Riga'yı gördüm diyemezsin" demesi üzerine kalkıp zoraki süslendim, püslendim, onlara inat topuklularımı ayağıma geçirdim!



Ne var ki sadece bir sokak dayanabildim ve bir taksi çevirerek bir otelin 26. katındaki "Skyline Bar"a gidip, muhteşem şehir manzarası eşliğinde bişiler yudumladım.. Burası 2 tarafı cam duvarlarla çevrili, akşamüstü gidildiğinde şehrin tüm güzelliğine seyir imkanı veren, hoş ve şık bir bar.. Fiyatlar makul..



Şehrin en ünlü ve büyük gece klübünü ziyaret ettim.. Hatun kişileri görmemek için kafam yerde gezdim! Ki zaten göremezdim boyum bacakları kadar kaldığı için!!! Sinirlendim! :p



Bu yarı Türk yarı Leton yakışıklısına aşık oldum! :)) Hatta bütün bir günümü peşinde koşturmakla geçirdim :)) Pişman değilim! :p Efendim bu yakışıklı, Orada turist rehberliği yapan Fuat abimizin oğlu, Aras.. Harika bir minik clubber bebek kendisi :)



Veee gelelim en şaşırtıcı ama bi o kadar bilindik olaya.. Arkadaşlarla, özgürlük meydanının karşı tarafındaki Mc'te oturmuş etrafı seyrederken birden bu 3 genç dikkatimi çekti.. "Baksanıza" dedim, "sizce bunlar nereli?" Gelen yanıtlar hep aynı : Türk! Nasıl tavırlar, nasıl abazan bakışlar görmelisiniz!! Kollar kanat kıvamında açık, meydanda kız kesmeler falan.. Hani onları gören biri bana "where are you from?" dese papuayenigine'denim falan dicem.. O derece!!

Tabiiki alışverişten geri kalmadım :) Şehir merkezindeki küçük sergilerin (ve görmekten bıktıgım için bahsetmediğim kehribar shoplar) ve bikaç butiğin dışında benim bildigim Spice ve Riga Plaza var.. İkisinde de birçok markaya ulaşmak mümkün.. Ben, bizim boynerimsi, Elkor isimli mağazanın indirim günlerine denk gelip spor ayakkabı ve eşofman stoğumu doldurdum :) Ama diğer mağazalar için Türkiye daha ucuz desem inanır mısınız?!

Ben tarihi yapılar hakkında pek bilgi vermiyorum görüldüğü üzere.. Burası ayrıntılı bir gezi blogu değil ve ben de çok fazla sıkmak istemiyorum açıkçası.. Ama tarihte önemli yer tutan harika tarihi yapıları, kiliseleri, katedralleri, kuleleri de var ziyaret etmeden dönmemeniz gereken!!

İsim vererek bahsettiğim her yeri gidilecekler listenize ekleyin diyerek haftaya yeni bir ülkede görüşmeyi diliyorum :)

Son olarak,

Gezimi keyifli hale getirdiği için teşekkür ederim :




Siz de gitmeyi düşünürseniz, kaliteli hizmet ile iletişim için buradan buyrun lütfen :)

Sevgiler..
:*

30 Kasım 2011 Çarşamba

Baltık Ülkeleri Part 1 : Litvanya

Yaz başında işten ayrılmış olmanın verdiği rahatlama ile kendimi ordan oraya attım gerek tatil gerek iş amaçlı.. Taaa o zamanlar size paylaşacağımı söylemiştim ama vakitsizlik bırakmadı bir türlü yakamı ve ancak başladım.. ama olsun, her hafta bir ülkeyi tanıtarak uzuuuuun zaman götürürüm bu travel postlarımı diye düşünüyorum :p

İlk rotam Baltık Ülkeleri idi.. Baltıklarda ilk durağım ise Litvanya..

İstanbul'dan kalkan Riga uçağımız 3,5 saatte Riga'da oluyor.. Litvanya'da havaalanı bulunmadığı için, Letonya üzerinden otobüsle ulaşım sağlanıyor.. Yaklaşık 5 saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından Litvanya'ya varılıyor.. Bizim ülkemizle Baltık ülkeleri arasında saat farkı yok..

Litvanya, bağımsızlığını 1991'de ilan etmiş olan, 3,5 milyon nüfuslu küçük, sakin bir ülke.. Her tarafın yemyeşil, doğal güzelliklerinin dinlendirici olmasının yanında buzullardan kalma 3000 civarı göl ve 20 nehir bulunuyor.. Ülkede Litvanca konuşuluyor ve Avrupa ülkesi olmalarına rağmen kendi para birimleri olan Litas kullanılıyor.. (10€=32,30LTL) Hayat şartları normal..

Eveeeet, "püff kısa kesss naptın sen orda?" dediğinizi duydum ve bu kadar genel bilgiden sonra biraz da fotoğraflar anlatsın diyerek görüntülü fasıla geçiyorummm :)


Litvanya'nın başkenti Vilnius'un meydanında bulunan ve meydana ismini veren Kathedral.. Kule, kathedralin sağ tarafında ayrı olarak bulunuyor ve geçmişte Pagan tapınağı olduğu söyleniyor..

3. günümde sanıyorum yalnız dolaşırken bu katedralin içindeki bir şapeli boş bulup incelemek için girdim akşam saatlerinde.. Öyle büyüleyici bir yerdi ki ne kadar kaldığımı hatırlamıyorum ama bir görevlinin bana gelip çıkmam gerektiğini söylemesiyle ayaklandım.. Yani ne dediğini anlamadım, o İngilizce bilmiyordu, ben Litvanca ama gözlerinden anladım :p Meğer ana kapıyı kapatmışlar bile, yan taraftaki minik kapıdan çıkacaktık ben ve benim gibi mahsur kalan bikaç kişi daha.. Ama o da ne? Kapı açılmıyor!! Yaklaşık yarım saat süren tekme, yumruk, omuz vb kullanılarak gösterilen uğraşlardan sonra açık havayla buluşunca kendimi 10 yıl hapis yatıp özgürlüğüne kavuşan mahkumlar gibi hissetmediysem ne olayım! Dedim işte Allah böyle yapar insanı! Sen kendi memleketinde camiden içeri adımını atma, elin memleketinde katedralden çıkma!! cık cık cık! :p



Katedralin önündeki taşlardan biri bi ilginçti.. Biz ona bakarken kızın biri geldi, kendi etrafında döndü döndü gitti :S aha dedik bişi var burda! Meğer insanlar dilek dileyip bu taşın üzerinde kendi etraflarında 3 kere dönerlerse dileklerinin kabul olacağına inanırlarmış :) kaçırır mıyım? döndüm ben de bikaç yüz kere tabii :))


Hatta işimi sağlama alayım diye dua da ettim her gördüğüm kutsal varlıkta durarak :p


Daha ilk ülkeden, o kadar sıkıldım ki Barok, Gothic, bilmem ne tarzı yapılardan, bazılarının içini esgeçip sadece önlerinde poz vermekle yetindim :/


Litvanya gezimin en sevdiğim ve beğendiğim kısmı şüphesiz ki Trakai idi! Masallardaki kadar büyüleyici bu kalenin içinde dışında önünde arkasında milyonlarca fotoğraf çektim diyebilirim, ayrılamadım bi türlü :) Kale Galve gölünün tam ortasına konumlandırılmış ve Alman şovalyelerin tehdidine karşı inşaa edilmiş.. Yüzyıllar boyunca da hem savunma amaçlı hem de düklerin konutu olarak kullanılmış..


Tabi her güzel şeyin bir bedeli vardır diyerek bazı zorluklara da katlanmadım değil bu kalede :p Tatlı tontiş süper rehber Alexandr'ın surat ifadesindeki memnuniyete bakar mısınızzz?!! Ne hain planlarımı anladıysa artıkkk! :p


Trakai'nin diğer bir özelliği ise eskiden buraya göç etmiş Karai Türklerini de barındırması.. E o kadar gitmişken hemşerilerimizin lezzetlerinden tatmamak olmazdı dimi? :) Bakın nasıl da benzer yemek isimleri :p


Bütün tatlar benziyor fakat en bilinen ve denenen yiyecekleri, kendi yöresel börekleri olan Kıbın.. Kıbın, bizim pidenin poğaça formuna dönüştürülmüş hali :) Tat olarak aynı.. Genellikle kuzu etli tercih ediliyor ama tavuklusu, patateslisi, mantarlısı da yapılıyor isteğe göre..

Bu tabiiki Türk asıllıların yemek kültürü..


Zira Litvanların yemek kültürleri oldukça ilginç.. Ortaçağ yemek kültürüne sahip olan bu millet, hatta bütün Baltık ülkeleri diyebilirim, ayı eti yiyor, geyik çorbası içiyor ve bunlardan büyük zevk alıyor.. Ortaçağ restorantlarında (ki bunlardan birini estonya bölümünde tanıtmayı düşünüyorum) bir porsiyon ayı eti 75-100 € arası değişiyor!!!

Diğer restorantlarda da, fastfood tarzı kafelerde de çok lezzetli şeylerin olduğu söylenemez açıkçası :/ Yağlı ve ağır bir mutfakları var.. Ya da bana ağır geldi bilemiyorum :/ Ayrıca bir kafede veya restoranta çok acıkmadan gitmek gerekiyor, çünkü inanılmaz yavaşlar! Hizmet almak için dört dönmeniz gerekiyor, 55 kez uyarmanız gerekiyor!


Ben ilk akşam oldukça ünlü bir pizzacılarında yediğim pizzayı çıkardıktan sonra bu şekilde beslenmeye karar verdim ve rahat ettim :) Gerçi market bulmak da zor, bulduğun da 7 dedin mi kapanıyor :S Yaz günü bu ne işkence kardeşim?!



Akşam yaklaşırken Vilnius semalarında bir çok balon beliriyor.. İnsanlar tarihi şehre tepeden bakmak için birbirleriyle yarışıyor.. Bence gereksiz, zaten tepeye çıktın mı ya da bi kulenin tepesine, her yer görünüyor :)) Ha deneyim yaşamalıyım! derseniz binin napalım :))

Genel olarak,


Sokakları sakin.. Arnavut kaldırımları örülü.. Tarih kokan.. Ha bu arada şehir, eski şehir ve yeni şehir olmak üzere iki kısma ayrılıyor.. Sanmayın ki bütün Vilnius böyle Orta Çağ mimarisine sahip..


Yeni şehir kısmı bildiğimiz modern şehirler gibi.. Tek fark ana caddelerin üzeri kablo-tel kaplı, toplu ulaşım araçları yaygın ve trafik kuralları çok sert! Zaten uymayan da yok.. Zaten bunların bi aceleleri de yok! Önündeki birdenbire dursa kalkana kadar ne bi kornaya basıyolar ne uyarıyolar.. Mantık şu : durduysa zaten bi sebebi vardır, rahatsız etmeye gerek yok!! Gözünü sevdiğimin Türkiye'si :D


İnsanlar tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi rahat.. Balkonda don atlet güneşlenmek gayet normal.. Ama teyzem keşke bikini neyin giyseydi, o zaman valla bak gözüme batıp da çekmezdim! Valla bak!!


Ama sporu seviyorlar! 2011 Avrupa Basketbol Ligi'ne evsahipliği yaptığı için değil, hakkaten her boş alanda basketbol, voleybol vs oynuyor gençler..


Köprülerin korkuluklarının hemen hemen her tarafı bu asma kilitlerle kaplı.. Batıl inançlarına göre, evlenecek olan bayan gelir buralara, üzerinde isimlerinin yazılı olduğu asma kilitleri asar, anahtarını da nehre atarmış ki ömür boyu ayrılma olmasın diye.. Ne gariptir ki ülkede boşanma oranları hayli yüksek :D

Bu arada Vilnius ile ilgili elimde şu an fotoğrafı olmayan bi ayrıntı daha var söylemek istediğim.. Litvanya cumhuriyeti içinde ayrı bir cumhuriyet daha var : Uzupio Cumhuriyeti! :) Burası sanatçıların cumhuriyeti ve bir ülkenin sahip olduğu her şeye sahip.. 12 kişilik bir orduları ve bir anayasaları bile var!! :D 41 maddeden oluşan bu anayasanın maddeleri ise oldukça ilginç : insanların mutlu olmaya hakkı vardır.. Köpeğin köpek olmaya hakkı vardır.. İnsanların dogumgünlerini kutlama veya kutlamama hakları vardır.. gibi sevgi dolu (!) maddeler :D

Benim gözümden Litvanya tanıtımı budur :)

Bahsettiğim bütün aktiviteleri, inanışları, gelenekleri ve çok daha fazlasını saçma da olsalar yaptım.. Neticede bi daha Vilnius göreceğim ne malum diiimi ama :p

Gezi yazı dizileri olarak Letonya'da buluşmak üzere öpüyorum herkesi :*

Son olarak,

Gezimi keyifli hale getirdiği için teşekkür ederim :




Siz de gitmeyi düşünürseniz, kaliteli hizmet ile iletişim için buradan buyrun lütfen :)

Sevgiler..
:*

11 Ekim 2011 Salı

Lancome Hypnose Doll Eyes



Hypnose ailesinin bu son üyesine tek kelime ile "bayıldım" diyebilirim! Blogu daha önceden takip edenler bilir, ben aslında Drama'dan vazgeçemeyenlerdendim.. Ama bu kez satıcı kıza farklı bi şey denemek istediğimi söyleyince bana bikaç değişik marka ile birlikte bunu önerdi.. Uzun uzun açıklamalar yaptı tabi bi çoğunu anlamadım :p ama yine de beni ikna etti ve gözümdeki rimeli çıkarıp bir gözüme bunu ve diğerine de dior'un bir rimelini denedim.. Düşünmeden doll eyes'ı aldım ve ve ilginçtir ödemeyi yaptıktan sonra, beni mağaza dışında bekleyen abilere sormaya gittim "bu gözüm mü bu gözüm mü sizce?" biraz inceledikten sonra dior'unkini göstererek : "bu.. diğeri çok abartı.." ben afallama yaşarken : "ya nası taktın hemen iki dk da onları, zor değil mi?" demesin mi içlerinden biri :D meğer abicikler takma kirpik sanmışlar :)) gerçek olduklarını açıkladıktan sonra tabiiki doll eyes'ı seçtiler ve erkek gözüyle de onaylamış olduk :))

neyse, bundan sonrasını fotoğraflar anlatsın bence :)


Kutu aynı kutu...


Tüpün dış kısmında gül desenleri var ve rimel de gül suyu gibi kokuyor :) ama öyle rahatsız edici yoğun bir koku değil, alerjik bayanları etkileyeceğini sanmıyorum..


Fırça, uca doğru incelen, üçgenimsi formda ve sürümü oldukça kolay..

ve sonuçları :








Karar :

Kesinnnnlikle onaylıyorum! Tavsiye ediyorum! Alın diyorum!

Sevgiler :)
:*

2 Ekim 2011 Pazar

Tamam Tamam Bu Kez Cidden Döndüm :)

Yazdı, tatildi, bozulan modemdi, değişen pc'ydi falan derken koca yazı yazmadan geçirdim görüyo musunuz? :(

Ama kararlıyım bu kez, acısını çıkarıcam en kısa zamanda :p

Önce yine kısa bi özet geçeyim :

* Çok gezdim, çok dolaştım, gezmelere doyamadım ve bu yüzden de hala geziyorum :))

* İş konusunda yeni bi sektör denemeye karar verdim ve gereken başvuruları yaptım, beklemedeyim..

* Ailemize yeni bir üye katıldı, minik bir labrador :)) Çok tatlı bebişimiz maaşallah :))

* Bu yazın en önemli dersi olarak, insanlarla arada hep bi güven mesafesi bırakmak gerektiğini öğrendim.. Çok da iyi oldu ;) Teşekkür ediyorum bütün kişiliksizlere ;)

* Ve son olarak, çokkk güzel bir gelişme daha var ama onu paylaşmama daha var :))

(melek smiley)

Sevgiler..
:*

26 Ağustos 2011 Cuma

Aaaa! Benim Bir Blogum Vardıııı! :)


Tam 1 ay olmuş bişiler yazmayalı.. Siz de hiç arayıp sormamışsınız zaten noldu bu kıza öldü mü kaldı mı diye!! :)

Gezmelerdeydim efendim.. Baltık ülkelerinde gönlümce keyif yaptım :)

Litvan katedrallerinde kilitli kaldım.. Leton yemeklerinden yiyip yiyip midemi mahvettim.. Eston kızlarına hayran kaldım, sinir oldum.. Baltık Denizinde feribotta bi fırtına atlattım ve bu sayede suratımın çizgi filmlerdeki gibi yeşil halini de gördüm.. Finlileri sevmedim, sevemedim.. Her yerde bol bol üşütüp, bol bol eğlenip, çokça fotoğraf çekip döndüm..

Yavaş yavaş paylaşırım artık onları da :)

Ama önce gezim boyunca yardımlarını aldıgım degerli insanlara bi teşekkür yazısı ile başlamak istiyorum..

Şimdilik hoşçakalın diyorum..

Sevgiler..

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Nivea İnvisible For Black&White Roll On


Reklamlarında gördüğümden beri edinmek istediğim bu roll onu bir Watson's alışverişi sırasında kapmış bulundum..

Ama insan bi koklar dimi?

Bayan için olanı bildiğiniz traş losyonu gibi kokuyor! Tamam, renk ve kötü koku olayı oluşmuyor ama ilk sürdüğümde resmen kendimi küçükken gizli gizli babamın traş losyonunu kullanmışım da bütün gün öyle kokacakmışım gibi hissediyorum!

Erkek için olanı hediye idi.. Ama erkek işte bilirsiniz.. "Nasıl?" soruma "ne bilim rollon işte" diye bi cevap aldım!!! :))

Sevgiler..
:*

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Gabrini Summer Edition # M 102

Bloglarda son zamanlarda çokça gördüğümüz Gabrini'nin yeni renklerinin bi kısmından ben de edindim.. Gerçekten sürümleri de renkleri de çok güzeller..

İlk rengimiz sedefli sarı..





Sarıyla barışıyoruz sanırım :)

Sevgiler..
:*

19 Temmuz 2011 Salı

<< Taşındıkkk! >> << More Travel >>


Daha önce bahsettiğim More Tavel seyahat acentamız artık Taksim'de!!!

Aslında taşınalı baya oldu ama ben ancak post oluşturuyorum :)

Daha merkezi oldu, iyi oldu..

More Travel ile ilgili ayrıntılı bilgi almak ve bavulunuzu kapıp bi yerlere gitmek için

1. Sitemizi ziyaret edin..
2. Bizi ofisimizde ziyaret edin..
3. Bizi arayın 0212 292 12 16 :))

ve Facebook grubumuza katılmayı unutmayın!!! ;)

More Travel Yeni Adres :

İsmet İnönü Caddesi
Bosfor Apartmanı, No : 33, Kat : 6
Gümüşsuyu, Taksim/İSTANBUL

15 Temmuz 2011 Cuma

Sarı Sarı





Sarıya karşı nedense bi antipatim vardı hep.. Geçen yıl bu huyumu, sarı babetleri alarak kırmış olsam da, kombinlerde sık kullanmazdım..

Demiştim ya bana renklen artık dediler diye :) O yüzden dün bunu seçtim, renklendirdim kendimi :)

Bugün öyle yoğun ve enerjisizim ki foto çekmedim henüz.. Birazdan saçı başı düzeltir çekebilirim bikaç kare, zira daha renkliyim bugün :)

Bol pantolonu evde giyerim diye yerel bi butikten almıştım bikaç sene önce fakat kenarda etiketi çıkmamış halde duruyordu.. Bu bana oluyo mu ki şimdi diye denedim ve üzerimdeki tişörtle sevdim, kullandım :)
Penye gibi bir kumaş, ama salaş ve yaz günü oldukça rahat oldu dışarda da..

Tunik : Atmosphere
Pantolon : Yerel Butik
Babet : İnci
Kolye : Uzak Işıklar

Bu arada makinemın ayarlarına ne yaptıysam net çekmemeye başladı.. Ama özellikle kombinleri! diğer fotolar normal, kombin çekeceğim zaman, hareket etmedigim halde bulanık! Yani aynı renk giydiğim zaman ayırt edilmiyor bitiş yerleri tişörtlerin falan.. Ne yapmam gerekiyor bilen var mı? (Makinem)

Sevgiler..
:*