26 Mart 2010 Cuma

Kérastase Saç Ürünleri


Dünyanın en tatlı yengesi (bkz : yağcı ben) (yok ama valla tatlıdır kendileri) (hele ki bikaç limon sıktıktan sonra ahahaha) (onu da anlatıcam bi sonraki postta ama şu parantezlerden bi kurtulayım önce) sayesinde tanıştığım bu şampuan ve saç kremi hakkında konuşmak istedim biraz..

Bu yeşiller Resistance serisi yani, hacim verme ve onarmaya yönelik.. Yaşlanma karşıtı etkileri de var sanıyorum.. Neyse, derin bi bilgim yok, yıkarım ve çıkarım, işime bakarım ben :D

Hacim vermesi süper gerçekten, ama benim uzun ve canlı saçlarımda biraz abardılar.. Kremle birlikte kullanınca, bu ikili sayesinde yumuşacık, pamuk yıgını gibi kabarık saçlarım oldu :D Ama kremin hakkını yemeyeyim.. Uzun zamandır aradığım krem işte buuuu! dedim.. Nemli saça bildiğimiz saç kremleri gibi uygulanıyor.. İçeriğini okumadım ama sanırım su bazlı, diğerleri gibi durula durula hala yağlı, kaygan gibi bi his vermeden saçı ayırıp, yumuşatıyor.. Diğer kremlerde, saçlarım uzun oldugu için, kremli bekleme süresince ensem, sırtım, saçımın değdiği her yer yumuşuyor!!!

Velhasıl...

Beğendim, onayladım.. Kremini ama.. Cansız kısa saçlılar şampuanını da kullanabilir :p

Sevgiler..

Güzel Bir Gün...

Göz kapaklarımı mandalla tutturacağım kadar uykusuz olarak başladım güne.. Ama elim mahkum Yönetim'e gitmek üzere eşofmanları çekip, en paspal halimle ve bronz makyaj yapamayarak (!) (beceremiyorum ehe) fırladım evden.. Çıkana kadar bakındım minibüs bekleyen gariban öğrenci var mı yol kenarlarında diye ama ne hikmetse bugün minibüsler vızır vızır idi.. Aman maaşallah haftaya sınav zamanı da böyle olur inşallah :/

Ders çıkışı notları toparlayıp, Yasolara gittim ve ite kaka doktora götürdük hatunu.. Neymiş, hasta değilmiş! O hasta değilse ben Evliya Çelebiyim! 2 haftadır öksürüğünden tıksırığından gına geldi :p Doktor teyze ile geyik makara dolu bir muayeneden sonra mamalara gömülmeye Ada'ya gittik.. Cellim var benim uzuuun zamandır arkadaşım, okuldan.. Ama o büyük accık, şu an hem mühendis hem başka bi yerde müdür yardımcısı.. (hayır kıskanmadım!) Ne zamandır aklımdaydı onun bi maaşını hiç etmek :p Gün bugündür dedim ve kattım önüme onu da :p Gelsin chicken whooperlar gitsin chicken royaller (ama ranch ve boffalo soslarını ben ısmarladım hıh) (ahahaha) patlayana kadar yedik.. Ben normalde bi çikın hupırı bitiremezdim ama cellime inat bitirdim hepiciğini :)


karfurdan magnum minilerimizi de yine cellime ısmarlattıktan sonra, bowling ısmarlatmaya dogru Yunus'a yollandık :D Eskiden orası Yimpaş'tı.. Sonra Yunus Market oldu ama aklımın ucundan gecmezdi onun üst katının eğlence merkezi olabileceği.. Hem de bomboşşş.. Gönlümüzce, çocuklar gibi eğlendik valla.. Önce bowling ısmarlattık, sonra bilardo, sonra air hockey, sonra basketball, sonra zombi vurmaca, sonra yumruk atmaca, sonra araba yarışı... vs. Ne gördüysek ısmarlattık.. Fena çıktı acısı 2 senenin :D:D (efendim kendileri iki senedir şunu ısmarlıcam bunu ısmarlıcam diye esmiş ama yağmamıştı :) )

Ama çooook eğlendik :) Yani ben uzun zamandır sakarya'da böyle iyi eğlenmemiştim..

Tabi bunda Yasom Hatunumun da payı büyük, baksanıza şuna nasıl da her eziyetime gülücükleriyle karşılık veriyor :))) Aslında bu fotoğrafta yüzümdeki cani ifadeyi görmenizi isterdim ama işte prensip olarak yüz fotolarını koymuyorum :/ O çizgi hallere benziyo gerçi :p



Bilardoda 3'e karşı 1 gibi adalete son derece uzak bir eşleşmeden sonra, son ana kadar var gücümle savaşsam da, siyah topu sokma çabalarında diğer 3lü galip geldi ve utanmadan bir de sevindileeerr!! E yuh diyorum burdan onlara!!




Netice itibarı ile, çok keyifli bir gündü.. Cellim'in daha dünya kadar borcu var bana ve en son, arabadan inerken bana sarfettiği, gülmekten patladığım cümle misali :

Ben: neyse baya azalttın bugün borç listeni, doğru yoldasın!
Cellim : (gayet canından bezgin ve doğal bir ses ve mimik ile) Sen nasıl olsa mayoz bölünme ile çoğaltırsın onları...

Ahahahaha! Mayoz yalnız :D:D:D 4er 4er :D:D:D Çoğaltırım valla.. Faiz işler.. Ahahaha!..

18 Mart 2010 Perşembe

16 Mart 2010 Salı

Gittigidiyor Sorunsalı! Help!!!


oooooffff offf!

kırk kere dedim kendi kendime kullanma şu siteyi bir daha diye!! ama yok yok yokkk! şeytan dürtüyo uygun görünce her söylenene kanıp alıyorum hemen :(

gecen gün, orjinal oldugu üzerine basa basa vurgulanan bir ürün aldım bugun elime geldi.. ürünü marka bilgisi sıfır birine verseniz dahi böyle bir şey olamaz diyerek geri gönderir.. o derece bariz sahte.. bunu nazik bi dille satıcıya bildirip, iade etmek istedigimi söylediğimde ise bana son derece kaba bir uslupla "boşa ugraşma pişman olursun, ürünümün orjinalliğine de laf etme!!" gibi cümleler sarfetti.. telefon ettim açmadı, hatta telefonunu kapadı..

gittigidiyor yetkililerine sorunumu bildirdim ama sinirim geçmiyor, paylaşayım sizlerle dedim.. ürünün parasında değilim ama "sıfır risk" diye diye gözümüze sokan gittigidiyor'un bu mağduriyetimi gidermeyeceğinden, haklı iken haksız duruma sokacagından endişeliyim..

yanılmak, "vaaay beee, cidden güvenilirsin gittigidiyor!" demek istiyorum..

umarım yanıltır beni..

sevgiler..

11 Mart 2010 Perşembe

İlk Ödülümmm :)


Sevgili littledumblonde'ye sonsuz teşekkürlerimi gönderiyorum burdan!.. Bana blog hayatımdaki ilk ödülümü gönderdiği için :) Sahip olduğu cici bloga ise buradan ulaşabilirsiniz..

Ve an itibarı ile şartlara bakmak için açtığım bir diğer blog sahibesi Sevgili mymakeupstory de beni bu ödüle layık görmüşşş! Aman Allah'ım sevincim çifte katlandıııı :) Kendisine kucak dolusu sevgi ve teşekkürlerimi sunarak sizi, sağ tık/yeni pencerede aç yapmak suretiyle :p bloguna alıyorum :))

Efendim neymiş bu Kreativ Blogger Ödülü.. Yaratıcı bulunan bloglara gönderdiğimiz temsili ve gururlandırıcı bir ödül :)

Ve bu ödülün bir de şartları varmış ki hep beraber bakalım,

Ödül Şartları
1.)Sizi ödüllendirene teşekkür edin
2.)Sizi ödüllendirenin blog linkini yayınlayın.
3.)Ödülün logosunu yayınlayın.
4.)7 yaratıcı blogger ödüllendirin.
5.)7 blogun linkini yayınlayın.
6.)Ödüllendirdiklerinizi haberdar edin.
7.)Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın

hmmm.. e yazalım o zaman :)

1) Çikolata bağımlısıyım.. Yok yok öyle çok sevmek değil, bildiğiniz, bulamayınca (gece ise ve evde bulunmuyorsa) sinir küpü oluyorum, ona buna çatıyorum :p

2) Tembel ötesiyim.. Sınır tanımam, kendimden tembeli ancak annemin tabiri ile "odanın ortasına yapıp üstüne oturan"dır heralde :p öğk! :p

3) Çok sevdiğim, yakın bir arkadaşımı aslında çok seviyorum hakikaten ama hemen hemen bütün hareketlerine sinir oluyorum! :p hayıııııııırrrrrrr isim yok ehi ehi :))

4) Kin tutmam, çabuk affederim ama ne şanstır ki, yüce Allah'ım bana er ya da geç birkaç fırsat birden verir yapılanın acısını çıkarmak için :p Ve ben de geri çevirmek günahtır diyerek kullanırım :p :))

5) Babamın düşünceleri iyi ya da kötü bilinç altıma öyle yer etmiştir ki, bişi alırken veya yaparken hep aklıma gelirler..

6) Küçükken aşı günlerinde ilk sırayı almamın nedeni, sanıldığı gibi cesur oluşumdan değildi :D Aksine aşırı korkardım ama kaçınılmaz olduğunu bildiğim için sona kalıp korku ile beklemektense ilk olup korkanları izleyip eğlenmeyi tercih ederdim ehihi :D

7) Ve bunu ilk kez burda açıklıyorum :) Babam öğretmenlik yazıp rahat etmemi isterken diretme sebebim öğretme yetisine sahip olmadıgımı düşünmemdi.. Ama 5 sene sonra dank etti : bence, benden çok iyi bir öğretmen olurdu ve tatillerde de yan gelip yatardım böhüüüü :p

işte bu kadar :)

Veee şimdi ben de bu ödülü 7 kişiye göndermeliymişim.. Hmm çoğu kişiye gönderildi aslında bu ama yine de yazmak istiyorum bikaç kişi :

echickk
fosinin hayalleri
Cennet Bahçem
MODA,MAKYAJ,GÜZELLİK
Böğürtlenli Pasta
My Princess De Luxe Beauty
veeeee tasarımlarını hep izinli kopya çektiğim Sevgili ÇATI KATI :) (eminim bu ödülü 94876540 kez aldın ama bu da 94876541. işte ehu ehu)

Sanırsam ki tamamdır :)

Sevgiler..

10 Mart 2010 Çarşamba

Melekler Kervanı'na Uğurlama...


Gün geçmesin ki içimizden birileri, birilerini kaybetmesin.. Acı, ölüm insanlar için denir.. Denir de, alışamaz işte insanoğlu bi türlü kaybetmeye..

...

Feci bir diş ağrısı ile uyandım gece.. Ana yok, baba yok.. Allah'ım duramıyorum ağrıdan.. Bilgisayarımı açıyorum oyalanayım diye.. Yok.. Geçmiyor.. Eski bir arkadaş sağolsun, şakadan da olsa, "al, bu arkadaş diş hekimliği okuyo, anlat derdini" diyerek sohbete ortak ediyor tanımadıgım birini.. Sabaha dek oyalanıyorum..

Sabah oluyor.. Ağrım geçmiyor; Diş hastanesinin yollarına düşüyorum.. İlk kez gidiyorum ama sora sora Bağdat bulunur, biliyorum...

Doktorları tanımıyorum, ismi en güzel gelene alıyorum sırayı ve bekliyorum acılar içinde.. Sıram geldiğinde içeri giriyorum, bana "şuraya otur" diyen, ben yaşlarında bir genç kızı izleyerek... "Yardımcı hemşire gibi bi şey heralde" diyorum kendi kendime... Saçları mora çalan bir renk,kısa olmasına rağmen garip şekilde toplanmış.. Yeşil bir kot pantolon ve kırmızı bir kazak giymiş... Tam bir özgür ruhlu üniversite öğrencisi... Bir müddet bekledikten sonra bu özgür öğrenci geliyor yanıma ve sorunumu soruyor... Allah Allah... Sanırım doktora aktaracak durumumu... Dinliyor beni dikkatlice, sorular soruyor... Yanımda götürdüğüm, yeni sayılacak panaromik çene filmlerime bakıyor... Fakat o da ne?! "hiç ümit yok, çekmem gerekecek" derken ne demek istedi ki acaba?! A-ha! Doktormuşşşş!!! İyi deeeee, asılamaz ki bu dişimeee, çelimsiiiizz! Hiiii, yandık ki ne yandık...

Çekiyor dişimi uzuuuuuuuuuuun uğraşlar sonucu.. Diş gelmek istemiyor, kırılıyor, etim parçalanıyor.. Ağlıyorum; saçımı okşuyor görünümünden beklenmeyecek bir şefkatle... Çekiyor, ama ömrümden 3 sene eksiliyor...

Eve geliyorum.. Kanıyor.. Kanıyor.. Kanıyor.. Hatta bu yetmiyormuş gibi bir de şişiyor.. Bikaç gün bekledikten sonra tekrar hastaneye gittiğimde bana "ilaç yazmayı unuttuğunu!!!" söyleyerek ilaç yazıyor ve işkenceden gecikmeli olarak kurtulmamı sağlıyor... Çok söyleniyorum, çok söyleniyoruz hep beraber... Annem, babam, sevgili, fıstık...

Şimdi onun için dinliyorum hoparlorlerimden çıkan şarkıyı :

Yalan, başkası yalan ;
Dünyada ölümden başkası yalan...

1-2 saat önce yerel bir TV kanalında, haberlerde gördüm... Havalar kötü burda bikaç gündür.. Yağmur var, yerler kaygan.. Kırmızı, küçük bir araba bariyerlere çarpmış.. Hızını alamamış, öndeki kamyonete çarpmış... Çevreden yetişmişler, hastaneye götürmüşler ama...

Faydası yok geç kalınmış figanın,
Dünyada ölümden başkası yalan...


Hoşçakal Diş Hekimi Yardımcısı görünümlü, özgür üniversiteli genç imajı veren, ailesinin bitanesi, hayatının baharında tazecik bir hekim arkadaşım...

Sevgili Nur Sena Bostancı...

Allah mekanını cennet eylesin...

9 Mart 2010 Salı

İsveç Gıda Marketi'ne Uğrayınız!


Şimdi gece oldu ve benim karnım aç ya.. Hani inadına canım tatlı bişiler çekiyo ya :D Körün taşı gibi gitti bu fotograf çıktı klasörlerimden birinde karşıma :/

Genellikle İkeaların içerisindeki İsveç Marketlerinde bulunan bu mamaları gerçekten çok seviyorum ki tutup fotoğrafını çekmişim taa blogum yokken :D:D:D

Tatmayanlar varsa Daim pek benim damak tadıma uymuyor, karamel dolgulu sütlü çikolataları çok severim normalde ama bunun tadı bir garip.. Kendisi ile kek,pasta vs yapan tutkunları yok değil :/ Hiç yoktan iyi çikolatası işte..

Ama Singoalla başka.. ımmm.. Frambuazlı her şeyi severim ama bu bisküviyi, kremalı bisküvi ailesinden haz etmesem de, bayılarak yerim..

Gidip de görenler, görüp de "bu ne ki? ben bilmediğim şeyi yimem! " diyenler.. Bu önyargıları kafanızdan atın ve onun yerine sepetinize birkaç paket Singoalla atın.. mihihi slogan yaptım :)

Afiyet olsun..

Sevgiler..

6 Mart 2010 Cumartesi

Tüketici Her Zaman Haklı...mı?


“Tüketici hakları konusunda müşteri her zaman haklı mı?” Sorusunu irdelerken çeşitli ülkelerdeki mahkemelik olayları araştırmışlar ve buldukları belgelerden birisi. Olay gerçek...

WordPerfect ( Bilmeyenler için yazıyorum, bilgisayarı -elektrikli- daktilo gibi yapan bir programın yapımcısı )... Bu şirketin müşteriye yardım hattında banda alınmış bir telefon konuşmasını okuyacaksınız..

Bu konuşma sonrası WordPerfect görevlisi işinden kovuluyor. Kovulan görevli WordPerfect'i kendisini "Gerekçesiz" işten çıkardığı için mahkemeye veriyor. İşte bu konuşmanın deşifresi:

-WordPerfect yardım hattı. Buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?

-WordPerfect`te bir sorun oldu.

-Nasıl bir sorun?

-Yazı yazıyordum, birden bütün kelimeler gitti.

-Gitti mi?

-Yok oldu!

-Ekranda şu anda ne görüyorsunuz?

-Hiçbir şey.

-Hiçbir şey mi?

-Yazdığım hiçbir şey ekrana çıkmıyor.

-Hala WordPerfect programında mısınız yoksa programdan çıktınız mı?

-Bunu nereden bileyim.

-Ekranda bir "C" harfi görüyor musunuz?

-Bir "hece" mi...

-Boş verin. Ekranda yanıp sönen bir çizgi var mı?

-Söyledim ya hiçbir şey yazmıyor.

-Monitör üstünde yanan bir lamba var mı?

-Monitör ne?

-Ekranı olan yer, televizyon gibi... Çalıştığını gösteren küçük bir lamba var mı?

-Bilmiyorum.

-Monitörün arkasına bakın, oraya bir elektrik kablosu giriyor olması lazım. Görebiliyor musunuz?

-Evet.

-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektriğe bağlı mı bana söyleyin.

-Bağlı.

-Harika. Monitörün arkasına bakınca bağlı olan tek kablo mu gördünüz, yoksa iki tane mi?

-Görmedim.

-Tekrar bakar mısınız, ikinci bir kablonun da bağlı olması lazım.

-Evet buldum.

-Tamam, şimdi onu takip edin bilgisayara bağlı mı diye bakın.

-Kabloya ulaşamıyorum.

-Ulaşmayın, bağlı mı diye bakabilir misiniz?

-Olmuyor.

-Bir şeyden destek alıp eğilip bilgisayarın arkasına baksanız...

-Eğilmek dert değil, karanlık olduğu için bakamıyorum.

-Karanlık?

-Ofisin ışıkları kapalı, pencereden gelen ışık yetmiyor.

-Ofisin ışıklarını yakın.

-Yanmaz.

-Neden?

-Elektrikler kesik.

-Elektrikler mi kesik. Tanrım! (kısa bir sessizlik) Bilgisayarın kutusu, kitapları her şeyi duruyor mu?

-Evet dolapta.

-Şimdi bilgisayarı sokun, aynen aldığınızdaki gibi paketleyin ve aldığınız dükkana iade edin.

-Durum bu kadar kötü mü?

-Korkarım öyle!

-Peki tamam. Onlara ne diyeceğim?

-"Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalım" diyeceksiniz.


:)))

sonuna kadar okyanlara teşekkürler..

sevgiler..

1 Mart 2010 Pazartesi

(: Yamukla Nanick Hikayesi :)


Jelibon,

Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da.. Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.. Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte.. Yani yürekte..

Mesela bir barikatta dövüşerek, mesela kuzey kutbunu keşfe giderken, mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?? Olmazzz..

Seversin dünyayı doludizgin.. Ama o bunun farkında değildir.. Ayrılmak istemezsin ondan.. Ama o senden ayrılacak.. Yani sen elmayı seviyorsun diye, elmanın seni sevmesi şart mı?? Değil.. Tahir'i Zühre sevmeseydi artık.. Yahut hiç sevmeseydi; Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden??

Velhasıl.. Yüreksizmiş.. Zaten biliyorduk ama tasdikledik..

Bak seni bloguma konu da ettim :) Sen ki ne Çelebiler, ne bilmemkimler geçirdin.. buna "Nanick" yap gitsin ;)

Ha, paran çoksa bilemicem :p

Öptüm cnm :)

Sevgiler..

Not: Volkan Konak'a teşekkürler..