29 Nisan 2010 Perşembe

BaKuBuNa'dan Sürprizzz Hediyeler :)

En kıpır en neşeli en cici bloggerlardan biri olan Kubikciiim hediye vermeye karar vermişşş, ama ne oldugunu bize sölemicekmiiişşş :) sürprizmiiiişşş :)

bakalım neler çıkıcak bu paketlerden :)))




Katılın için buradannn buyrun lütfennn :)

sevgiler..

26 Nisan 2010 Pazartesi

*** MORE TRAVEL ***


TURİZM DANIŞMANINIZ MORE TRAVEL

More Travel, doğa ve kültür turları alanında profesyonel bir ekip ruhu,
kaliteli ve güvenilir hizmet sunma amacıyla kuruldu. More Travel, klasik turların yanında kişiye özel turlar,
şirketlere - gruplara - okullara yönelik organizasyonlar,
yoga ve meditasyon gezileri düzenleyen, TÜRSAB' a bağlı bir seyahat acentesidir.


Sizin bireysel ya da kurumsal turizm danışmanınızdır.




Sizelere, daha önce bahsetmediğime hayret ederek bu postu hazırlamaya karar verdim..

More Travel kişiye ve gruplara özel yurt içi ve yurt dışı turları ile, promosyon turları ve cruise gezileri ile, çok geniş bir kitleye hitap eden, kaliteli hizmet anlayışından ödün vermeyen, son derece profesyonel çalışan bir kuruluştur..

Dünyada keşfedilmeyi bekleyen tatil beldelerini araştırmak, yeni tatil trendlerini takip etmek ve en kaliteli hizmeti vermek için kurulmuştur.. Bu doğrultuda, yeni yeni keşfedilmeye başlanan Baltıklar Bölgesi'nde uzmanlaşarak, bizleri eşsiz kültürel yapıları, muhteşem mimarileri , göğe uzanan kuleleri, Arnavut kaldırımı sokaklara serpilmiş cafeleri, gece klüpleri ile ziyaretçilerini büyüleyen Orta Çağ şehirlerini görmeye davet etmektedir..

Anlattıklarım ve daha fazlası için buradan buyrun efendim :)

www.moretravel.com.tr


Sevgiler..

23 Nisan 2010 Cuma

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve ÇOCUK Bayramı



Aslında hevesle tıklamıştım yeni kayıt yazmak için.. Şarkı ile giriş yapacak, bütün çocukların bayramını içtenlikle kutlayacaktım.. Ama başlığı atar atmaz daldı gözlerim.. Bir sürü çocuk geldi gözümün önüne..

Tarladaydı biri.. Başında yazması, ayağında lastiği, alnından terler damlayan babasının arkasından tohum saçıyordu etrafına gülücük yerine...

Bir diğerinin kucağında bebek vardı.. Acıkan karnının gurultusunu bastırırcasına ağlarken, minicik, dayanıksız bacaklarına bakmadan onu sallıyordu az ilerde parktaki salıncak yerine..

Bir kadın giriyor içeri.. Üvey anneymiş meğer.. Kardeşini susturamadığı için bağırıyordu ona, tartaklıyordu.. Azar yiyordu kız çikolata yerine..

Sonra bi el uzandı önümde.. Kirli, yaralı, tırnakları pembiş ojeler yerine toza toprağa bulanmış bir avuç.. "Allah rızası için" diyordu, "eeen büyüük bayraaam bu bayraaam" diye haykırmak yerine..

Haydi buyrun, sevinin küçükler, ÖVÜNÜN BÜYÜKLER..



23 Nisan Hepimize Kutlu, Mutlu ve Umutlu Olsun!!!





Not: Ha bir de o google'ın bugünki logosu nedir öyle kardeşim? Bayram olduğunu bilmesem bu ne kabak falan koymuşlar derim yani.. Tasarım rezaleti.. cık cık cık..

22 Nisan 2010 Perşembe

Mac Mineralize Blush Love Joy


Bu allık, benim Mac ailesi ile tanışmamın ilk üyesi olduğundan mıdır nedir, çok severim kendisini..

İçerisinde altın ışıltılar barındıran, şeftalimsi kahve bir renk.. Hafif ve dikkatli sürülmesi gerekiyor, çünkü oldukça iyi renk veriyor.. Kalıcılığı da çok iyi.. Gramajı ufacık olmasına rağmen uzun zamandır kullanıyorum azalma belirtisi yok henüz :S Bereketli çıktı vesselam :)

Gün ışığında görünüşü :

18 Nisan 2010 Pazar

Allık, Pigment vs. Pressleme İşlemi

Vakti zamanında Strawberry'den aldığım Mac Style allığımın, daha 1 kere bile süremeden elimden düşüp kırıldığını şu postumda söylemiştim..

Buna nasıl bir çözüm bulabilirim, ne yapabilirim diye araştırırken Just Makeup'ta pigment pressleme dosyası diye bir yazı gördüm ve dedim "ben bunu denerim.."

Aradan uzuuuun zaman geçti ancak denedim..


İlk hali bu idi.. Allığı tamamen kabından çıkardım.. Metal kısmı (pan deniyor sanırım) kerpeten pense ne bulduysam ugraştım ama ayıramadım plastik dış kısımdan :/ O bakımdan biraz pis bir iş gerçekleştirdim ehe ehe


Panım yerinden çıkmadıgı için, daha da batırmayayım diye ayrı bir kaba aktardım allığı ve un ufak yaptım bir spatula yardımı ile..


Alkolü göz kararı döküp, ne çok sıvı ne çok katı olacak şekilde ayarlayarak spatula ve fırça yardımı ile karıştırdım ve tekrar pana aktardım..

Buraya kadar güzeldi her şey ama bundan sonra biraz sıkıntı çektim ne yalan söyleyeyim.. Press yapacak, tam o boyutta düz bir yuvarlak bulamadım.. buldugum şey biraz daha küçüktü ve ben bi yerden bastırdım allık diger yerden fırtladı, deli etti beni..


En nihayetinde bu çıktı ortaya :) Başta biraz ıslaktı ama şimdi kenarlarını temizledim ve kurudu :) Hafif bi alkol kokusu var.. Bi kısmı da ziyan oldu tabi aktarma ve pressleyememe işlemlerinde ama E bu kadarını kurtardık gerisini aramayayım diye düşünüyorum :)

Teşekkürler Just Makeup :)

Sevgiler..

17 Nisan 2010 Cumartesi

Yeşil-Siyah Göz Makyajım.. Sakaryalı mıyım Neyim :p


Yeşil Siyah bilindiği üzere Sakaryaspor'un forma rengidir :) Tatanga :p (Sakaryaspor taraftarlarının kendilerine verdikleri ad) (Fakat yıllar sonra asıl amaçlarından sapıp bence "maganda" anlamına bürünmüştür bu kelime!!!) değilim ama bu renklerde makyajın, siyah elbise ve yeşilli takılar ile hoş bir uyum sağladığını düşünüyorum..

Kullandığım malzemeler : Clinique Black velvet tekli far, Stila Duo seafoam far tableti, maybelline lash espantion rimel, Flormar Ultra Black göz kalemi ve Golden Rose likit eyeliner..

Eyeliner'ın yeşilli gibi görünme nedeni, bi kat sürüp üzerine farı dagıtıp, üstüne Flormar Ultra Black göz kalemi çekmemdir :)

Bu arada ben böyle cafcaflı göz makyajları koyuyorum buraya ama sadece gece gezmelerinde ağır göz makyajını seviyorum.. Yoksa normalde günlük göz makyajım bakın aaayyynen böyle :)
Hatta fazlası yok, eksiği var : liner falan da çekmiyorum çünkü :))



Sizce nasıl olmuş peki?

Shewolf'tan Yine Hediyeler Var :)

E bi blog başarılı olunca izleyeni de çok oluyor değil mi azizim? E Hatun kişi de bomba :p 500'lere ulaşması sebebi ile bir hediye kampanyası düzenlemiş ve bakın bizlere neler vericekmiş :



Çok beğendim tabi her zamanki gibi nefis parçalar seçmiş.. Katılmak içinse buradan buyrun..

Herkese bol şansssss :)

Bahar Geldi Hoş Geldi Gönlüme Neşe Geldi :)


Kampüse bahar geldi! Yok, aslında böyle boş alan, yani hiçbir şekilde bir bina görünmeyen boş alan çok yok aslında kampüste.. Bunu laboratuvarların olduğu yoldan aşağı doğru yürürken çekiverdim.. ufuk çizgisi :p gibi görünen yerin diğer tarafında bizim bölüm binası var mesela.. ondan sonra boş alan, sonra başka bina.. falan şeklinde ilerliyo.. Ama bu kare, bu alan, sanki baharın geldiğini gözüme sokmak için bir şekilde bomboş bırakılmış.. Ben aslında anlamıştım baharın geldiğini.. Zira alerjik astımım zirveleri zorlamakta ve her ortamda insanların öksürüğüme : "kız ölüyo" gözleri ile soğukta titreyen küçük köpek yavrusuna acıma bakışlarına maruz kalmaktayım..


Her yerde böööyle ağaççıkları görmek mümkün.. Tabi durum böyle olunca insanın içi kıpır kıpır oluyo, lallaaalalalaaaaa diye koşası atlayası falan geliyo..

Şimdi fotoğraflamadım ama bilen bilir, bizim Sakarya Üniversitesi kampüsünün ennnfes bir göl manzarası vardır.. Tam da bizim D-8'den, ayan beyan görünecek şekilde hem de.. Bi gün de sınıflardan görünen manzarayı çekerim de kıskandırırım zaten sıkıcı olan derslerde bi de pencereden beton yığını izleyenleri :p

Dün naptık.. Yaso sınava girecekti, girdi çıktı, ben de o sırada kuzen Erdem'le Magic Alanya pazarlığımı yaptım (hehehe) Bu kısmı neden anlatıyorum? Evet evet reklam olsun diye! Kuzen duy beni, indirimlerimi artır! muhahaha çıkarcı mıyım neyim :p Yok yok biliyorum tabiiki elinden geleni yaptıgını, canımsın :*

Neyseeeee, Esentepe'yi bi baştan bi başa tavaf ederekten eve ulaştık ve Aşegül'ün kırılmış kemiklerine (he yaa merdivenden yuvarlanmış önceki gün) aldırmadan aldık kahveleri elimize, doooğru balkona..


Ne ki bu? Huzur mu? Bence Evet.. Göl (ki obsesiflerin suya bakınca rahatladığı bir gerçekmiş) (hahaha bilemiyorum :p ) , yemyeşil kırlar bayırlar, renk renk çiçekler bezenmiş ağaççıklar... Tamam, mevkii olarak köy olduğu bir gerçek fakat mühim olan birlikte olmak değil mi :p Nasıl da bağlarım hehehe


Hoş bir sohbet içerisinde kahvelerimizi yudumlarken, nişastası az fakat leziz kurabiyeler kahvelerimize, yeşilli takımlar ise doğaya eşlik etti.. Ellerine sağlık Aşegül'cüm :*



Kurabiyemi yerken nasıl mutlu olduğumu da görün istedim! hehehe :*

Ay ne çok öpücük dağıttım bu postta :) Sevgi insanı oldum işte.. Bahar böyle bi şey..

Bol öpücüklü, yemyeşil baharlar, neşeli günler diliyorum...

Sevgiler..

15 Nisan 2010 Perşembe

"7 Numara" Şenliğinde Güzel Günler Hepinize :)


Günlerden bir gün, 7 numaralı ahşap evin üst katını Çevre Mühendisliği okuyan dört genç kız öğrenci tutar. Birbirlerini yurtta tanımışlar ve hemen kaynaşmışlardır. Dördü de Türkiye'nin dört büyük şehrinden, üniversite kazanarak İstanbul'a gelmişlerdir. Derken, Bakkal Vahit'in memleketteki ağabeylerinden ikisinin oğullarının da İstanbul'da üniversite kazanacağı tutar. Başka ağabeyinin oğlu da, aktör olma hayalleri peşinde amca oğullarının arasına karışır. Katıksız taşralı olan ve daha önce İstanbul'a dair hiçbir fikirleri olmayan bu üç delikanlı da, 7 numara'nın alt katına yerleşirler.
Dört şehirli genç kız ile üç köylü oğlan aynı çatıyı nasıl paylaşacaklardır? Birbirlerine hiç benzemeyen hayat tarzları nasıl uzlaşacaktır? Aralarındaki kaçınılmaz çatışmaya çözümler ararken, nasıl bir demokrasi sınavı vereceklerdir? Olaylar, duygusal bir komedi diliyle anlatılır.



Aaahhh ahh.. Ne güzel bi diziydi o.. İçten, saf ve eğlenceli :) Her bölümünü severek izledik ailecek.. Depremden sonraki sene miydi neydi.. Sonraki sene tekrarını verdiler sabahın köründe.. Onu da izledim aynı keyifle :))

Bu sabah, erken uyandım (nedenseeee!) (biri şu akşam9-sabah9 bedavalarını kaldırsa ya artık!) (:p) annecik kahvaltı hazırlamaktaydı.. Yardım ettim ve ailecek, yine 7 Numara eşliğinde güzel bir kahvaltı ettik.. Ordan geldi aklıma yani bu cici dizi yeniden.. TRT1'de sabahları veriliyormuş yine, babam yine izliyormuş meğer :))

Güne güzel başlamak ne güzel.. Ha bir de Ali bakkal Abi fuşya toplar getirmiş onları gördüm camdan bakarken..

Haftasonu piknik mi paklar bizi ne?!

Sevgiler.. :)

12 Nisan 2010 Pazartesi

Max Factor Flawless Perfection Blush !225!


İlk allığım :) Gençtik o zamanlar, cahildik, Mac nedir, Nars nedir, ne işe yarar bilmezdik :p Bi yerden başlamak lazım dedi ablalar ve soluğu o zaman iyi kozmetik ürünlerini satan tek yer olan Adapazarı YKM'den çok da fazla düşünmeden bunu aldım..

Ayol olur mu hiç öyle şey? Düşünmeden allık alınır mı? O zaman işte aynen "e bu pembe, bu da pembe, ee bu da pembeee :s ?!?" modunda idim :)) Kaptım birini öylesine :) Ama neyse ki yakıştı bana vesselam :p Ha bundan bir hafta sonra da makyaja yeni başlayan öğrenci bütçemle, o zamanlar bana göre oldukça fahiş bir fiyata (ki şimdi bile 65 tl civarı Türkiye fiyatı ile muadillerine göre fahiş) Clinique'in pembiş bi allığını almıştım (Blushing Blush Powder Blush - Pink Love) ama garip bir olay ile benden ayrılmak zorunda kaldı..

Hemen anlatayım da içimde kalmasın : O zamanlar benimle kalan bir sınıf arkadaşım (kendisi allıksız çıkmam abi modundaydı) allığının bittiğini ama alacak durumda olmasa da alması gerektiğini söyleyince sazan gibi atlayıp "ben pembeyi çok fazla kullanmıyorum, istersen sen bunu al, kendine alıncaya kadar kullan, sonra geri verirsin kendine alınca" dedim.. Sevindi tabi, aldı.. Ama temelli verdim zannetmiş zaar :/ Koooskocaman allık gitti de gık çıkaramadım o vakitler :( Hayır desene kızım ödünç vermiştim ben onu diye!! Ama içime oturmadı da değil, eğer zahmet edip de blogumu okuyorsa kendileri -kendisi oldukça vefasız çıkmıştır da- kusura bakmasın.. Allıkta değilim ama, söyledim rahatladım, ohhh :D

Neyseee..

Yukarıda anlattığım olay bikaç yüz senelik evet ama daha sonradan benim bunu kullandıgımı bilen birisi tarafından hediye gelmişti aynısı.. Bayat değil yani elimdeki 5 senelik falan değil :D

Max Factor Flawless Perfection serisi Mulberry isimli bu ürün aslında artık çok sık kullandığım bir ürün değil..


Rengi koyu şeftali gibi.. Belli belirsiz, kendi renginde ışıltılı.. Kalıcılığı normal.. Toz toz olup uçuşma açısından fiyatına yakışmayacak kadar kötü.. Bitince alır mıyım? Almam.. Hediye gelirse de böyle çekmece kenarı bekler :p

Sevgiler..

FlorMar Terracotta Blush-On !45!



Bu, benim ilk Flormar allığım.. Hatta Türk markaları da kullanılabilir! cümlesinin ağzımdan çıkma nedeni.. Tabi ilk zamanlar kullanılabilir desem de şimdi severek kullanıyorum bi çok ürünü..

Bu allığın mazisi de büyük :) Aldığım ilk gün kaybolup az aratmadı kendisini :) Sonra hiiiiç olmayacak bir yerden hiiiç olmayacak bir biçimde çıkınca "şeytan aldı götürdü satamadan getirdi" fikrinde karar kıldım.. Ama bi daha alırken sorarsa sevinirim.. Aratmasın beni!

Başlıkta da yazdığı gibi terracotta.. İçinde dore ışıltılar yoğunlukta, pembeli mürdümlü ööyle değişik, koyu bir renk.. Ama sürünce palyaçoya döndürmüyor insanı.. Yumuşak bir fırça ile kullanıldığı zaman toz toz olup delirtmiyor da.. Bitmez, kooocaman bi allık (9 gr) ama biterse alırım diyebileceğim, günlük kullanıma gayet uygun allıklardan..

(ten rengim açık buğday)

11 Nisan 2010 Pazar

Yine mi Pembe?!

Bu ara pembe tonlu açıklı koyulu her ton ruj favorim sanırım.. Sanırım diyorum çünkü ben pembe'yi ne rujda ne allıkta kendime yakıştırmazken nerden çıktı bu sevgi bilemiyorum..

Neyse, yazasım yok çok.. Rujumu tanıtıp gidicem..

Flormar True Color "54" numara :) (54=Sakarya)


Yumuşacık sürümlü, şeffaf yapılı bu ruju ben çok sevdim.. Değişik tonları da bulunmakta.. Kalıcılığı normal.. İçinde minik minik ama rahatsız edici olmayacak derecede simler var.. Evet evet begendim.. Bu tarz ruj arayanlara öneririm..

Swatch fotoğrafı glossuzdur..

Fuşya Furyası Fena Sardı!




Bi gün nerdeydik hatırlamıyorum, heh hatırladım, oturuyoruz Yaso'yla yine Last Point'te (ne ilginç dimi?!), Gizo (Yaso'nun ev arkadaşı) geldi yanımıza.. Dudakları böööyle değişik cart bi pembe.. Hatun da sarı kıvırcık, yakışmış hani pembiş pembiş.. Ama "yok" dedim "ben cesaret edemem bunu sürmeye".. Gel zaman git zaman aklıma girdi bu fuşya benim.. aldım ruju...

Daha önce de söylemiştim ruja -aşık olmadıkça- çok para vermeyen birisiyim.. Golden rose aldım ben deneme amaçlı..


Sonra dayanamadım parlatıcısını da aldım.. (ama fotografını çekmeyi unuttugumu postu yazarken farkettim) Lip liner kullanmak pek adetim değildir ama dedim şimdi bu koyu, riskli bi renk, etrafa yayılırsa komik olur.. Bi de onu aldım.. İyi ki de almışım.. İnsanlar bıktı artık her gün her gün pembeli fuşyalı makyajlarımdan :D Abarttım bi de gözüme falan da fuşya kalem çektim..

Buyrun bikaç swatch :

Sadece Golden Rose 56 no ruj : Sürümü kolay, kalıcılığı mükemmel! Öyle ki öğleden sonra sürüp çıkıyorum, konuşuyorum ediyorum, dudaklarımı yalıyorum, kahve içiyorum, yemek yiyorum, akşam eve gelip duş alıyorum dudaklarımda hala tatlı bi pembelik kalmış oluyor! İnanılır gibi değil ama öyle!!


Sadece Golden Rose Multicolor Diamonds Gloss 9 no : Bu seriyi içindeki ışıltıları nedeniyle ben Mac Dazzleglass'lara benzettim.. Öeh demeyin bence cidden benziyor.. Yapış yapış mıııı?.. ımm.. yoo öyle rahatsız edici bi yapışması yok.. Başka renklerini de edinmeyi düşünüyorum ;)


Ruj + Gloss : Mükemmel uyum! Bu arada benim sürekli "yok" diye yakındıgım dudaklarım fuşyaları görünce büyüdü mü ne :p


Flormar Waterproof Lipliner 220 no ile göz makyajı : Çok düşündüm yapsam mı yapmasam mı diye ama baktım waterproofla alakası yok, e yeri gelince uyduruk far da sürüyorum, dedim ölmem heralde, sürdüm :p

9 Nisan 2010 Cuma

Strawberry ve Gittigidiyor'a Teşekkürler!

Daha önce şu yazımda Gittigidiyor, bu yazımda da Strawberry adlı sitelerde yaşadığım talihsiz durumları anlatmıştım..

Kaygılarım büyüktü.. Çünkü ikisi de uzun zamandır güvendiğim sitelerdi.. İkisinde de bu durumu ilk kez yaşıyordum.. Haksız duruma düşürülmem halinde yapacaklarımı bir bir planlamış, gardımı almışken ilk cevap GG'den geldi : olumlu, param hesabıma geri yatırıldı, adi satıcı da ettiği beddua ve sarfettiği kaba sözlerle kalarak avcunu yaladı :)

Teşekkürler Gittigidiyor!!!

İkinci güzel haber ise bugün geldi.. Strawberry'den bilgilendirme maili gönderilmese de iademi bugün elime geçen ekstrede görebildim.. İade isteğim karşısında pazarlığa girişmiştiler önce yarısını geri ödeyelim falan diye ama İtsbeauty Forum'da bir arkadaşımın uyarması ile bunu kabul etmedim ve tamamını iade istedim doğal olarak.. Buradan sevgili Dorothy nickli arkadaşıma da teşekkür ediyorum.. Kabul etmeyince "tamam biraz zaman alacak ama olacak" tarzı bişiler yazdılar bana.. Beklemedeydim, dün mail attım "nooluyo gençler nerde benim param?" tarzında.. Bugün baktım günahlarını almışım, meğer gecen hafta yatırmışlar geriye de ekstreme bile yansımış..

Teşekkürler Strawberry!!

İnsanlık hali, bozuk çıkabilir.. İnsan diyemeyeceğim kişilerle karşılaşabilir, ürün seçiminde yanılabilirsiniz!.. Önemli olan aracı kurumun veya ana firmanın size yaptığı olumlu geri dönüştür.. Bunlar belki koca firma için küçük ama müşteri potansiyeli açısından çok büyük adımlardır!

Strawberry ve Gittigidiyor sayfalarını o zamandan beri açmamıştım bile.. ( Eminim bu durum onların da çok umurundaydı kikiki )

Peki şimdi ne yaptım?

Strawberry'e uzun zamandır istediğim Mac Pinch O' Peach ve Mac Peaches allıklar geldiğini gördüm, o gazla hoooop attım sepete :) Ama sonra nooldu? Sağolsun Çilekcim düşünür beni, "hoop" dedi "dur orda hafıss (bilmeyenler için bi açıklama postu yazıcam en kısa zamanda :D:D:D ) abartma istersen artık şeftali ağacı çıkacak yakında allık çekmecende!!!" dedi ve Peaches'i kalmadı stokta diyerek aldı sepetimden :( "Üff aman ii be!" diyerek aldım ben de POP'u çıktım..

Sonra girdim gittigidiyor'a.. Beğendiğim, izlediğim birkaç satıcı vardı, onları dolandım, bişileri izlemeye aldım.. Ama aklımdayken bu postu yazayım, sonra da bi uyuyayım dedim.. Çıktım..

Velhasıl, ben yeni bir uyarı yapana kadar BU SİTELERE GÜVENEBİLİRSİNİZ!!!

ehehehe :)

sevgiler!

6 Nisan 2010 Salı

Adapazarı Deprem Kültür Müzesi


17 Ağustos 1999.. O uğursuz günü şimdi burda duygularımı aktara aktara anlatmayacağım.. (ki istesem 10 sene gecmesine rağmen burda hüngürt şakırt edebilirim hepinizi :p )

Depremden birkaç sene sonra bu müzeyi oluşturdular.. O'ndan bahsetmek istiyorum birazcık..

Depremden 2 sene sonra yapımına başlanılan bu müze binası, hukuki aksamalar nedeni ile 2004 senesinde ziyarete açılmıştır..


450 m²’lik kullanım alanına sahip olan binaya yıkık duvarlar ve eğik kolonlar ile göçük havası verilmiştir..


Duvarlarda deprem zamanlarına ait fotoğraf ve gazete haberleri sergilenmektedir..




Müzede, depremde yıkılan binaların yapım tekniği ile ilgili inşaat malzemeleri ve sismografın yanısıra, o korkunç geceye ait yer hareketleri de sergilenmektedir.. Bu çizgilerin normal hali, görülenden çoooook çok daha küçüktür.. (blogspot yazısındaki "o" ve "g" harfleri hizasında en ince yeri görünüyor, onun da 1/3 ü kadar) Sarsıntının şiddetini burdan da anlayabiliriz..


Müzenin bir bölümü makinelerle yapay sarsıntı oluşturulacak şekilde dizayn edilmiştir.. Bu sayede depremin etkisi gerçek eşyalarla izlenebilmektedir.. Sanal deprem platformunda 7.4 büyüklüğünde sarsıntının bir benzeri yaşatılır.. Ben, müze açıldığı zaman, platforma ilk çıktığımda baygınlık benzeri bi fenalık geçirmiştim.. İtiraf etmeliyim ki 17 Ağustos gecesi, depremi saniye saniye yaşayanlar için oldukça etkileyici bir alan..

Bu arada müzemiz, dünyadaki 4. Deprem Kültür Müzesi imiş.. Bunu da yeni öğrendim...

Dün cicikkuzenim ile önünden geçerken birden durup "Sen deprem müzesini gezdin mi bakiiimm?!" soruma "hayır" diye cevap alınca kolundan tuttuğum gibi içeri soktum.. Kendisi yaşamadı o depremi.. Şehrin bayaaa bi dışındaydı o sıralar.. Yaşatmak istedim o sarsıntıyı ona (nasıl bir caniysem?!) ama sistem kapalı imiş, çalışmıyordu platform..




Bu kısmı yeni eklemişler.. Son girdiğimde yoktu çünkü.. Hepsinde bir isim yazılı.. Aramızdalar hala..



Unutmayacağız... Unutturmayacağız...


Sevgiler..

5 Nisan 2010 Pazartesi

Ben Ben Ben :)

Sevgili Hedonist Queen'cim beni mimlemiş.. Teşekkür ediyorum burdan ona :)

Sorular varmış benimle ilgili.. Okuyunca tanıyacakmışsınız beni biraz daha..

Hadi bakalım başlayalım o zaman :)

İsminiz:
Özlem

Yaşınız:
22 bitmek üzere, yaşlanıyorum böhüüüü

Mesleğiniz:
Üniversite öğrencisiyim. Endüstri Mühendisliği okuyorum..

Boyunuz:
1.64 cm

Kilonuz:
70

Ayak Numaranız:
38,5

Şaç renginiz:
Kahverengi

Göz renginiz:
Açık kahverengi

En Beğendiğiniz Huyunuz:
İnsanlarla kolay iletişim kurabilirim..

Hiç Sevmediğiniz Huyunuz:
Zaman zaman gelen umursamazlık-umursamamazlık karmaşası.. Hayır umursanacak şey var umursanmayacak şey var, ayırt etsene bunları beyin!!

En Beğendiğiniz Yeriniz:
Kalbimi severim :) kocaman :))

Hiç Beğenmediğiniz Yeriniz:
Klasik cevap : Sağlıklıyım, mutluyum :) ama göbüş ve gıdı olmasa da olurdu :D

Çantanızda mutlaka ne bulunmalı:
Cüzdan(para ve kimlik içeren) ve anahtarlar ordusu

Çantanızda asla bulunmaz:
Sigara

Arabanızın Markası:
Ford Fiesta

Hayalinizdeki Araba:
Beverly Hills'teki arkasında havuz olan araba :D

En Sevdiğiniz Yemek:
"Taze" fasulye ile yapılmış taze fasulye :)

Hiç Sevmediğiniz Yemek:
Beyaz lahana ile yapılmış her tür yemek ve kırmızı et!

En Sevdiğiniz Hayvan:
fanus balıkları :)

En Korktuğunuz Hayvan:
Sürüngen ve böcekler

Kullandığınız Parfüm:
Givenchy Ange ou Démon(vazgeçilmezimmmmm!), Armani She (napiim demode ama seviyorummm!), thierry mugler Alien!!! Burberry Brit, Avon Wish of Love

Kullandığınız Cilt Bakım Ürünleri:
Clinique, Neutrogena

Hergün Mutlaka Yaparsınız:
Su içerim, çikolata yerim (maalesef), birileri veya bir şeyler için dua ederim..

Hergün Yapmayı İhmal Edersiniz:
Spor her bayan gibi :) ve ilaçlarımı düzenli içmek böhüüü

Karanlıktan Korkar mısınız?
Yer ve duruma bağlı.. Yattıgım odaya biraz da olsa ışık sızsın isterim, ama dış mekanda karanlığı hiç sevmem, evet korkarım..

Korkutmayı Sever misiniz?:
Sevmem.. korkutulmayı da hiç sevmem..

Giyim Tarzınız:
Spor, rahat ama şık.. Pasaklı isem anlayın ki günlerdir uykusuz ve yorgunumdur :) bkz: vize/final dönemleri

Asla Giymeyeceğiniz:
Yüksek belli veya arkası kapaklı cepli pantolonlar!

Cep Telefonunuzun Markası:
Nokia E71

Bilgisayarınızın Markası:
Samsung

En Sevdiğiniz Oyuncu:
Bu sorunun cevabı her dönem değişiyor :/

Benzetildiğiniz Oyuncu:
Eskiden Pınar Altuğ'a benzetilirdim şimdi de bikaç kişiden Bengü benzetmesi aldım :S Halbuki alakam yok bence :/

Film Çekilmek İstediğiniz Ünlü:
Matthew McConaughey :)

Tuttuğunuz Takım:
GS güya ama sözde :)

Hangi Dalda Sporcu Olmak İsterdiniz:
Tenis. Severek oynadım ama yarım kaldı :/

En Büyük Hayaliniz:
Okulu bitirmek şu an için :))) ve müstakbel mesleğimi gününbirinde sevebilmek :/

Gerçekleştirdiğiniz Hayal:
Yok öyle bi şey :p

Asla Yapmam Dediğiniz Çılgınlık:
Zarar vereceğine inandıgım her şey!

Yaparım Dediğiniz Çılgınlık:
Zarar vermeyecegine inandığım her şey :)


Ben de bu mimiiii Çatı Katı'na,
BaKuBuNa Çılgınlığı'na ve Moda,Makyaj,Güzellik'e gönderiyorum..

Kolay gelsin :)

4 Nisan 2010 Pazar

Oriflame'den Rujlarrrr!

Ruj, çoook para dökme gereği hissetmediğim bir alandır.. Oriflame, Avon, Flormar gibi markaların uygun fiyatlı rujlarından faydalanırım genelde..

Bu yazımda da size Oriflame Power Shine serisi ve diğer bikaç rujunu tanıtmaya çalışmak istiyorum..

- Oriflame Beauty Power Shine Shimmering Pink :


Pembeyi kendine yakıştıramayan bana bile kendini sevdirmeyi başarmış, çok doğal bir renk.. Bu serinin tüm rujları gibi sürümü yumuşak ve kalıcılığı normal..



- Oriflame Beauty Power Shine Red Ovation :


Kırmızı- nar çiçeği arası bir renk.. Yine çok doğal ve ışıl ışıl.. Sürümü yumuşak ve kalıcılığı normal..



- Oriflame Beauty Power Shine Hot Peach :


Bu rengi alırken epey düşündüm ya çok turuncu çıkarsa, ya komik bi renkse püff falan diye.. Elime gelip de kapağı açınca yine tereddütlüydüm, bariz turuncu çünkü.. Sürdüğüm zaman anladım ki, turuncumsu ruj arayanlar için en doğru seçim bu imiş.. Aşırı doğal bir renk.. Ben bugün Flormar 91 no allık (en kısa zamanda tanıtacağım) ile kullandım ve çok memnun kaldım.. Tavsiye ediyorum..




- Oriflame Visions Disco Fever Lilac Lounge :


Limited Edition baskısı ile piyasaya sürülen bu ruja ben birkaç katalogda rastladım sanırım... Disko topu gibi ambalajı için aldım diyebilirim ama günlük, hafif renklendirme için oldukça ideal bir ruj.. Power Shine'lar kadar yumuşak ve rahat sürümlü değil ne yazık ki..




Not : Gönül isterdi ki dolgun dudaklarda, düzgün sürülmüş şekilde swatchlara bakın ama ne yazık ki "Benim adım Hıdır, elimden gelen budur"

ehe ehe ehe :))

Sevgiler...

Güzeldi.. Ama Bitti...


Yorucu, stresli ama neşeli, eğlenceli, güneşli bir haftasonuydu.. Huzurlu.. Hiç bitmesin istediğim.. Paylaşılan, dondurmalı brownie tadında... Ama ellerimizde birer çatallar, tadına doyamadan, yedik bitti :/

Sevgiler..

3 Nisan 2010 Cumartesi

Bunu Denemelisiniz!!!



Magnum ailesine bu sene katılan Magnum Gold...

Bir gece yarısı bakkal ziyaretimde tesadüfen gördüm kendilerini..
"Aaa, neli ki bu?" falan diyene kadar bi baktım parasını ödemişim bile :p
Ama ne kadar iyi yapmışım : Nefiisss Nefiiisss!



Dışı bildiğiniz, ışıltılı, altın rengi!!! Boya moya ama olsun, sırf bu bile onu sevmem için bir neden hehehe :) İç katman bildigimiz sütlü çikolatadan oluşuyor ve Clasic modali gibi iç baymıyor.. Dondurma kısmından da hafif bir karamel tadı alıyoruz..

Bir an önce Denemelisinizzzz!!!

:)